Gerede YeniGün Gazetesi
KAYBOLAN VE KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN MESLEKLERİMİZ

MEŞRUBATÇILIK

Sizlere bu defa, şimdi artık hatıralarda tatlı bir tebessüm olarak kalan bir meslekten ve şimdi artık yürütülmeyen bir iş kolundan bahsedeceğim. Bu iş kolu, 60 ile 70’li yıllarını Gerede’de yaşamış herkesin hatırlayacağı üzere, meşrubatçılık ama hepimizin birleştiği adı; gazozculuktur. Hatta bu iş kolu iki de inatçı ve ısrarcı, iki tatlı rakip, bu işin hastası isimlerle yürümüş ve yürütülmüş, yıllarca bu isimlerden birisi; “Esentepe Şifa Gazozu” diğeri de “Esentepe Çam Gazozu” idi.

Bu günün önemli sektörü ve bayiler aracılığıyla yürütülen meşrubatçılık, yıllar önce 1956’da çok daha önemli cesaret isteyen bir girişimcilik örneği aslında. Tutacak mı, tutmayacak mı? Yatırılan para, harcanan emek ya boşa giderse?

Sözün burasında rahmetli Mehmet Gönülal amcamızı konuşturalım artık:

“Ben küçükken anam rahatsızlanınca babam İstanbul’a doktora muayeneye götürdü. Ben de gittim, orada bizim misafir olduğumuz eve yakın Geredeli bir komşu varmış, gazoz fabrikasında çalışıyormuş, boş zamanlarında da dışarıda ufacık 3 tekerlekli arabada gazoz yaparak hayatını kazanıyormuş. Arabaya ufak bir tüp yerleştirmiş, bir de bardağı yıkayacak tepesine bastırılınca tanzik ile bardağın içini yıkayan alet geliştirmiş. Neyse çok merak ettim, çok heveslendim. Gerede’de de bu işi ben yapsam dedim. “Böyle bir araba kaça mal olur?” diye kendisine sordum, “40 paraya”dedi. Bu işin büyüğünü, makine ile olanını yapsam boyumu aşıyor. En iyisi önce araba ile başlamalıyım dedim. Ama para yok, denkleştiremedim. Evdekilere de kabul ettiremedim. Velhasıl başlayamadı, bizim gazozculuk. Ama gel sen bana sor, içimde bir uhde kaldı. Aradan yıllar geçti, bir gün kısmete bak! Saraç Adil Ağa’nın damadı Kemal, Gerede’ye gazoz makinesi getirdi ve kurdu. Bir süre uğraştı, didindi tutturamadı. Nihayet satımkar oldular, içimde bir ukde vardı ya işte gerçek oldu. Kendim istesem kuramıyordum, onlardan devraldım. Gazoz yapmasını bana bir iki kere gösterdi. Ancak bizdeki acemilik bir iki kere de gitmedi. Aksilikler birbirini izledi. Nihayet makineleri kendi dükkanıma taşıdım. Her şeye dikkat ede ede tutturdum. 1956-1966 yılları arası tam 10 sene yaptım. Kasa kasa Cumartesi-Pazar satmak için çocuklar alırdı. Maçlarda, Esentepe’de, hayvan pazarında, şehir içinden geçen otobüslerde satarlardı. Adımız “Esentepe Şifa Gazozu” idi. Çocuklar bağırırdı; “buz gibi gazoz, Esentepe Gazozu”diye. Sonra kola ve portakalını da yaptım. Gazozun en mühim kısmı temizlikti. Şişeleri çok titiz yıkardım ve kapağını takardım. Gazozu yaparken ve şişelerken çok dikkat etmek gerekiyordu. Yıkarken fırçalardım, şişelerden tel filtre kullanırdım. Bugünkü gibi meşrubat bayileri yoktu. Kendimiz yapar, kendimiz arabada satardık. Ancak iki gün hava güneşli olur, satarsın; bir de hava karardı mı, yağdı mı, soğudu mu bekle artık havanın açmasını. Çünkü kötü havada satamazsın gazozu, elinde kalır. Zaten kazancında fazla bir şey yok. Ancak benim ortanca oğlum Naci, aile mesleği olan Bakırcılığı ve Kalaycılığı yürütüyordu. Bir gün, “baba ben bu işi yapamayacağım.”dedi. Gazozculuğu ona devredip ben kalaycılığa geçtim. Artık gazozculuğu o devam ettirdi. 3 tekerlekli ahşap araba yaptırdı. Cumartesi-Pazar Esentepe’de, Panayırda yaptığı gazozu, kolayı, portakalı kendi sattı. Nihayet maliyetler karşısında yeterli fiyatı alamayınca işi bıraktı. Makineleri kimseye satamadı, hurdaya sattı. İşte bizim gazoz işimiz böyle bitti. Gazozculuğu çok sevmiştim, oğlum da sevmişti. Ama para kazanamayınca tek başına işi ayakta tutmaya yetmiyor. Zaten diğer gazoz işi yapan Şamlıların İsmail ile İbrahim de daha önce dayanamayıp, bırakıp bakırcılığa dönmüşlerdi. Onlarınkinin ismi de önce Çam Gazozu iken, sonra “Esentepe Neşe Gazozu” olmuştu. Hey günler hey.”

Ancak konunun bazı detaylarını da bu mesleği severek ve devralarak bir on yıl kadar daha sürdüren Naci Gönülal ile görüşerek, detaylı bilgileri aşağıda sunuyorum:

“1966-1972 yılları arası gazozu ben yapıp sattım. Bütün kahvehaneler gazoz alırdı. Duvarda bir kara tahta vardı, para alma yok. Gidenler tahtaya yazılırdı, gelenler yazılırdı. Aradakini öderlerdi. Ayrıca o zamanın gençleri şimdi hepsi yaşını başını aldı. Aralarında çok önemli isimler var, bugün için hatırlayanlar “ben de sattım” der hemen. Kimi bir değneğe taktığı simidi, kimisi bir helkeye içine su doldurup gazozu, (su gazozu soğuk tutması maksadıyla doldurulur.) sığır pazarında, sebze pazarında ve şehre giren otobüslerde satardı. Makinelerimiz iki defa yenilendi. Gazozun yanında patentini de aldığımız “Kulüp Kola”yı da ürettik. Gazoz imalatının özü şöyle idi: 1000 şişe için; 20 kg şeker, 150 gr limon tuzu, 2 gr esans. Hava ve suyu makine ile karıştırıp sonunda da şişenin kapağı kapatılırdı.

Bu işin yapımı ise şeker, limon tuzu ve esans bir kazanda eritiliyor, kafi miktarda karıştırılıyordu. Her gazozun tadı onu yapanın karışım sırrı ile meydana geliyordu. Her şişeye tek tek ve birer kepçe, birer kepçe o karışımdan konuluyor, hava ve su ile kapağı makine vasıtasıyla kapatılıyordu. Gazoz makinelerini para kazanamayınca sattım. Mesleğimi seviyordum ama zararına ne kadar satarsın. Keşke dursaydı, şimdinin serbest piyasa kuralları içinde olsa zarar etmezdim ve bu meslekte ölmezdi. Şimdi yine yapardım, 60 yaşımdayım ama hala mesleğimi seviyorum. Ama çare yok, geçip giden zaman geri gelmiyor.”

Bir zamanların cesur girişimcisi ve sanayicisi konumundaki Mehmet Gönülal, İsmail ve İbrahim Ergül kardeşler artık aramızda yoklar. Ama unutulmaz hatıraları ile bize yüzümüzde tatlı tebessüm bıraktırarak yaşıyorlar. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Naci Gönülal ağabeyimize de Allah ömürler versin.

Hani şair diyor ya: “Baki kalan kubbede hoş bir sada imiş” Bize düşen de bu güzel hatıraları canlı tutabilmek ve unutulmalarına izin vermemek.

Hatırlayın ve o güzel günleri anın, siz hiç simit yerken gazoz içtiniz mi? İçtiyseniz ne gam. Ama içmediyseniz, yetişemediyseniz o tadı ve zevki bilemezsiniz.

Kaynak: Özdemir İnce Araştırmacı-Tarihçi H.E.M. ve A.S.O. Md. Yrd.

YEMENİCİLER, KUNDURACILAR, AYAKKABICILAR VE MESCİLER

Şehrimizde ayakkabıcılık-kunduracılık mesleği de revaçtaydı. Kitiller Mahallesindeki meslek erbabının bir arada mesleklerini icra ettikleri Hacıpakler Çarşısı (Ayakkabıcılar, Yemeniciler, Kunduracılar Arastası)’nda akşama kadar yemeni, kundura, altı kabaralı kundura, köşele tabanlı deri ayakkabılar imal edilirdi. Kış aylarında giyilmek üzere kenarı fermuarlı düz yumuşak mes, fermuarlı kösele mes, gıcırdaklı mes imal edilirdi. Gıcırdaklı Mes’in tabanında 2 adet kösele konurdu. Bu köseleler yürürken mesin gıcırdamasını sağlardı. Bu mes özellikle genç kızların ve yeni gelinlerin tercihi idi.

Halen yine bazı ayakkabıcı ustalarımız alçak topuklu kunduralar imal etmekte iseler de artık çoğunlukla bu meslek sahipleri ayakkabı tamiri ile geçimlerini sağlamaktadır.

TERZİLER

Şehrimizde çok iyi elbise diken terzilerimiz de vardı. Elbise diktirecek kişi ya kumaşını kendisi getirir veya o dükkanda varsa oradan kumaş beğenirdi. Çok iyi de terzi ustalarımız vardı. Konfeksiyon işinin piyasaya çıkması ile bu mesleğimiz de neredeyse şehrimizde kaybolmaya yüz tuttu. Olanlar ise paça kıvırma ve tamir ile rızklarını temin ediyorlar.

NALBANTLAR

Ortaçarşı’da 1950’li yıllara kadar Yeni Cami’nin doğusuna düşen yerde dedem ve babamın mesleklerini icra ettikleri şekerci dükkanımız vardı. Dükkanımızın arkasında bir de bahçemiz vardı. Bahçemizin kapısının doğusuna düşen tarafta rahmetli nalbant İbrahim Örs (Şoför Sadık Örs’ün babası)’ün nalbant dükkanı vardı. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte binek ve hizmet yönünden hayvanlara ihtiyacımız kalmadığından nalbantlık mesleği de şehrimizde tarih oldu gitti.

KOLONYACILIK

Şehrimizin kenarından otoyolun geçmediği zamanlarda yol boyu dinlenme tesisleri ve petrol bayileri bulunurdu. Şehrimiz deyimi ile ofiscilik ileri durumdaydı. Buralardaki büfelerde genellikle hediyelik eşyalar ve Gerede’de imal edilen kolonyalar satılırdı.

Şehrimizdeki kolonyacı esnafları ise  Köroğlu Kolonyaları markası ile Mehmet Şekerci (merhum), Aladağ Kolonyaları markası ile Orhan Muratoğlu (merhum), Karan Kolonyaları markası ile Mustafa Karan (merhum), Ardıç Kolonyaları markası ile Zeki Sür, Arkut Kolonyaları markası ile Arif Kutlugün’ü sayabiliriz.

Mehmet Şekerci’nin oğulları bir müddet ata mesleği kolonyacılığı devam ettirdiler, sonra mesleği terk edip İstanbul’a yerleştiler. Arif Kutlugün ise Gerede’de ofisciliğin bittiği günlerde mesleği terk etti. Kolonyacılık mesleğini Geredemiz’de şu günlerde bir tek Zeki Sür devam ettiriyor.

FUTBOL TOPU İMALATI

Şehrimizde şimdi Arasta diye tabir ettiğimiz önlü-arkalı dükkanlarda ayakkabı imalatçısı, ayakkabı tamircisi olduğu gibi aynı zamanda futbol topu imal eden imalatçılarımız da vardı. Kaybolan diğer mesleklerimiz gibi bu mesleğimiz de şehrimizden kaybolup gitti. Ali Bey, Rahmetli İsmail Key, Rahmetli Fehmi Ünal (Masara) ve yine rahmetli Mehmet Arslan Geredemiz’in ünlü futbol topu imal eden ustalarındandı. Bu toplar Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerimizin spor mağazalarına satıldığı gibi yurdumuzun dört bir tarafında da Geredemiz’de imal edilen futbol topuna rağbet çok olurdu. Hepsi de rahmetli olan ustalarımızın mekanı cennet olsun, Allah rahmet eylesin.

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa