Gerede YeniGün Gazetesi
MAZİDEKİ ESENTEPEMİZ…

Esentepe, Geredemiz’in kuzey tarafında Çam,Köknar,Gürgen,Pelit v.s.gibi çeşitli ağaçlarla kaplı, şehrimizin bol oksijenli ve yaz ayarlarında halkımızın rağbet ettiği bir “MESİRE YERİMİZ’dir

Allah vergisi sanki; “CENNET’TEN BİR KÖŞE” nefasetinde olan Esentepemizin halkımızla birlikte, Ankara,İstanbul-İzmir,Bolu,Düzce,İzmit ve Karabük gibi yerleşim yerlerinden gelen bazen günübirlik, bazen de otelde konaklayıp mesireliğimizde hoş bir gün geçirmek isteyenlerde dolup taşar…

Evlerimizde Esentepe’ye gidiş hazırlıkları Cuma ve Cumartesi gününden başlardı. Evin reisi Esentepe’de ne yenileceğini kararlaştırır ve evdeki hanımlara istediklerini bildirirdi. Bu arzulara evin mutfaktaki maharetleri de ilave edilirdi. Eski zamanlarda Esentepe’de Bekçi bulunurdu. Esentepe’nin bekçisi ise Rahmetli annemin yine kendisi gibi rahmetli olan amcası Yakup Sezgin’di. O zamanlarda Esentepe’de katiyen ateş yakılmazdı. Yakup amca görevi başında hiçbir zaman eş, dost, hısım, akraba kayırmaz, görevini tam olarak yapmanın gayreti içersinde bulunurdu. Esentepe’de ateş yakılmadığı içinde, evde yapılan yemekler genellikle soğuk yemekler olurdu. Cumartesi akşamı evde faaliyetler hızlanırdı. Esentepe’ye götürülecek çatal, bıçak, kaşık ile birlikte, örtü, battaniye, gibi eşyalar bir sepete konur ve evin dış kapısının arkasına hazırlanırdı.

Sabahleyin Esentepe’de içilecek tavşan kanı çayların yanında yenmek için “SU BÖREĞİ” gibi hamur işleri tercih edilirdi. Bazen de ekmekçi fırınlarında pide çektirilirdi. Akşamdan evin hanımı tarafından arzuya göre Kıyma, Yoğurt, Lor, Mantar gibi pide içleri hazırlanır, sabahleyin evin küçük çocuğu veya evde olan birisi fırına gönderilirdi. Bazen Esentepe’ye fırından pide geldiğinde çıkılır bazen de pide beklenmeden çıkılır ve pide için fırına gönderilen kişiye; “SENİ ESENTEPE GİRİŞİNDE BEKLERİZ.” Denirdi.

Bilhassa gelinlik çağındaki kızlar hem cinslerinden daha alımlı olmanın gayreti içerisinde olurlardı. Çünkü oğlan anaları sadece düğün ve kına gecelerinde, kadın hamamlarında kız beğenmez, Esentepede de göz ucuyla ve alıcı gözüyle kızları takip ederlerdi. Bunun için, o gün birbirinden güzel en ışık kıyafetler sandıklarından çıkarılırdı.

Esentepe’ye giderken sadece pideler yaptırılmazdı fırınlarda. Güvec’e hazırlanmış ette fırına götürülüp, pişittirilirdi.

Pide deyince, eski zamanlarda çarşı fırınlarında yapılan pideler günümüzde çekilen pidelerden çok üstündü. Çünkü eski ustalar çok farklıydı. Rahmetli Ali Yırgal(Çolak Ali) bir pide çekerdi, abartısız elleri üzerinde iki tarafta salladığı pideler nerede ise 1.5-2 metreyi  bulurdu, nerede artık eski ustalar…

Vasıtanın olmadığı o eski günlerde evden Esentepe’ye yaya olarak ya Kitiller Mahallesi’ndeki “ORUÇLAR ÇEŞMSİ” yanından veya Dayıoğlu Deresi’nin üstündeki “ŞIKLAR KAVAĞI”ndan çıkılırdı. Hele mevsim ilkbaharsa tabiatın o güzelliğini doyulmazdı. Bayırlarda sizi “Gökdedem’ler, “Papatya’lar, “Çiğdem’ler, “Menekşe’ler karşılardı. Ve bu muhteşem manzara karşısında Gönüllerden dillere bir güzel eski Gerede Türkümüz düşer söylenir dururdu;

“ESENTEPE DÜZÜNÜ, AY OĞUL,

ÇİĞDEM SARMIŞ YÜZÜNÜ, AY OĞUL,

GEL DESEM GELİR MİSİN? AY OĞUL,

AMMAN’I BİLİR MİSİN? AY OĞUL…”

Sabah kahvaltısı için fırından pideler geldiğinde bir çamın altına sofra örtüsü serilir ve sofraya servis başladı bu arada evin küçük oğlunun eline ibrik verilir ve;

“HAYDİ;BIYIKLI ÇEŞMESİ”nden BUZ GİBİ BİR SU DOLDUR, BİZ SENİ BEKLERİZ. Denirdi.

Hava Yaz ise çarşıdan alınan karpuz Bıyıklı Çeşmesi’nin oluğuna bırakılır, yemek vaktine kadar soğuması sağlanırdı.

Her mevsim ayrı bir güzellik yaşanır ESENTEPEMİZ’de…

İlkbaharda Esentepemiz ve Yaylalarımızda renk renk çiçekler karşılar sizleri… Yüce Rab’bimizin özenerek, ve bezenerek yarattığı bu muhteşem güzellikte, oksijen dolu havada ve ılgıt ılgıt esen rüzgarlarda beraber serinlersiniz, binbir çeşit kuşların o muhteşem şakımaları mutluluk rüzgarları estirir gönlünüzde. Ve koca bir haftanın yorgunluğunu alıp gider, GÜZEL ESENTEPEMİZ…

ESKİ GÜNLERDE ESENTEPE:

Ve, Esentepe’de insanlarımız günün veya bir haftanın yorgunluğunu aldığı bol oksijenle gidermeye çalışır. O gün insanlarımız, o günü hoş geçirmenin gayreti içerisinde olurlar.

Bir tarafta Gramafonlar kuruluyor…

Bir tarafta Safiye Ayla, Bir tarafta, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Münir Nureddin Sekçuk, Abdullah Yüce ve Zeki Müren’in o muhteşem besteleri, o yanık sesleri bütün Esentepe’de adeta çınlıyor. Bir tarafta ise evde ne kadar plak varsa getirenler, arasından gramafon’a konacak plak seçiyorlar.

Bir tepede Rahmetli GÖDEN MEHMET Klarnetini konuşturuyor, gönlünce…

Bir yamaçta Berber Salih, Diğer Tepe’de de Rahmetli Fotoğrafçı Sudi Tokgöz Cümbüş’leriyle sanki bir resital sunuyorlar, bizlere…

Aza kanaat eden eski insanlarımız, o gün Esentepe’de mutlu bir gün geçirmenin peşindeler… İnanın bizim gibi değiller, bizden çok üstünler… Onlar çalışmasını da, eğlenmesini de bilirler…

Mesireliğimizin Eski adı Ramazandede’dir.

17 Temmuz 1934 tarihinde Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Geredemizi şereflendirmiş, burada yatan Horasan Evliyalarından Ramazan Dede’nin o güne kadar adıyla anılan mesireliğimiz, Atamızın şehrimizin ileri gelen eşrafları ve din adamlarıyla birlikte yediği öğle yemeğinden sonra şehrimizden ayrılırken o Temmuz sıcağında, çam ağaçlarının arasından ılgıt, ılgıt esen rüzgarlarla serinlediğinden “BURASININ ADI ESENTEPE OLMALIDIR.” Demiştir. O gün bu gündür mesireliğimizin adı “ESENTEPE”dir, artık.

Bir tarafta çocuklar babalarına veya ağabeylerine yaptırdıkları uçurtmaları müsait ve az ağaçlı bir yerde uçurtmaya çalışırlarken,  bir yandan da çam dallarına ip atılıp, salıncaklar kurulmaktadır. Herkes, her yaş, o gün,  günü mutlu geçirmenin çarelerini aramak peşindedir, artık…

ÜSTÜ ÇAM, ALTI ÇİM; BÖYLE GÜZEL BİR YER GÖRMEDİM. Diyen rahmetli büyük sanatçımız BARIŞ MANÇO’da bu tespitlerinde ne kadar da haklıdır…

Ciğerlere dolan bol oksijen, yaz ayının kızgın günlerinde çam ağaçları arasından ılgıt ılgıt eserek insanı ferahlatan o rüzgarlar, bin bir çeşit kuş türlerinin o insanı mest eden güzel şakımaları ve eşsiz nameleridir; İNSANLARI ESENTEPEMİZE HAYRAN BIRAKAN!

Geredemize ve Esentepemize yeni gelen insanlar, Vadi ve dere yataklarından gökyüzüne yükselen nerede ise boyları 50-60-80 metreyi bulan çam, köknar, gürgen, meşe, kayın ağaçlarını gördükçe bir defa daha ESENTEPEMİZE VE YAYLALARIMIZA HAYRAN KALACAKTIR.

Ve koca bir gün gönüllerince eğlenen Gerede halkı akşama yakın yavaş yavaş evlerine gitmek için hazırlıklarına başlarlar.

Yine her Esentepe dönüşü gibi mutlu ve yine huzurlu ayrılırlar, ESENTEPE’den…

 “Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer!..”

MAZİDEKİ ESENTEPEMİZ… Yazısına 1 Yorum Yapıldı

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa