Gerede YeniGün Gazetesi
“MEDENİYETİN RUHU”

Değerli okuyucularım; Medeniyetimizin ruhu İslam’dır. Ruh İslam olunca beden ruha aykırı hareket edemez. Ecdadımız bunun en güzel örneğidir. Bugünün Müslümanları olarak İslam’ı kendimize benzettiğimiz için bu hallere düştük. “Birlikte Rahmet, Ayrılıkta Azap” vardır inancına ters hareket eder olduk. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görmek yerine ayrıştırıcı olarak gördük. İslam Coğrafyasında kan en ucuz şekilde dökülüyor. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı postallarıyla kirletenlere karşı cılız tepkilerin ötesine geçemedik. Osmanlı insanını anlatmaya devam ediyoruz.

Osmanlı askerleri, İstanbul’un fethinden sonra bir hapishanede asil tavırlı iki yaşlı Bizanslı gördüler. Bunlar son Bizans imparatorunun haksız uygulamalarına karşı çıktıkları için hapse atılmış, affedilmelerine rağmen yaşanan adaletsizliklere tepki göstermek için hapisten çıkmak istemeyen iki rahip idi. Bu mahkûmları salmak istediler ancak rahipler hapisten çıkmak istemediler. Sebebi sorulduğunda bu dünyada adalet yok, biz çıkmayız dediler. Olay Fatih Sultan Mehmet’e intikal etti. Fatih huzuruna getirilmelerini istedi. Fatih’in huzuruna getirdiler. Fatih onlara dedi ki “Varın gidin ülkemde gezin” dedi. En ufak bir adaletsizlik görürlerse tekrar hapse koyacağına söz verdi ve rahipleri serbest bıraktırdı. Bizanslı rahipler önce Bursa’ya gittiler. Çarşı pazarı dolaşıp halkın birbirlerine ve yabancılara karşı davranışını gözlemlediler. Baktılar ki, her tarafta saygı, sevgi, hoşgörü. Ezan okunduğu zaman dükkânları kapatmaya bile gerek görmeden halk camiye gidiyor. Hırsızlık, dolandırıcılık, yolsuzluk, kimsenin hatırına bile gelmiyor. Hayret içinde kaldılar. Oradan adalet mekanizmasının işleyişini görmek için mahkemeye gittiler. O gün mahkemede şöyle bir dava görülüyordu: “Adamın biri bir at satın almıştı. Eve geldiğinde yem yemediğini gördü. Eski sahibine iade etmek istediğinde satıcı, satmadan önce atın yediğini söyleyerek geri almamıştı. Alıcı mahkemeye gitti, ama kadıyı yerinde bulamadı. Mübaşire sorduğunda Kadı’nın annesinin öldüğünü, bu yüzden bugün mahkemeye gelmeyeceğini öğrendi. Çaresiz evine döndü. O gece hayvanı öldü. Ertesi gün kadıya tekrar gidip durumu anlattığında, kadı dün neden gelmediğini sordu. Adam geldiğini ancak kendisini bulamadığını söyledi. Kadı bunun üzerine, ‘demek ki bu zarara ben sebep oldum’ dedi ve beygirin parasını cebinden ödedi. Bizanslılar şaşkınlıkla olayı izlediler. Sonra da Bursa’dan Kütahya’ya gittiler. Kütahya halkının da Bursa halkı gibi ahlaki olgunluğa sahip olduğunu gördüler. Kütahya’da da mahkemeye gidip, bir davayı izlediler: “Adamın biri bir tarla satın almıştı. Tarlasını sürerken sabanının ucuna sert bir şey takıldı. Baktı ki bir küp altın. Pazarlığa dâhil olmadığı için helal olmayacağı düşüncesiyle hemen tarlayı aldığı adama gidip altınları iade etmek istedi. Adam, altınların tarlanın yeni sahibinin kısmeti olduğunu söyleyerek kabul etmedi. Olay mahkemeye intikal etti. Kadı altınları önce bulana, sonra tarlanın eski sahibine teklif etti. İkisi de kabul etmeyince altınları aralarında taksim hükmünü verdi. Bizanslılar bu durum karşısında dehşet içinde kaldılar. Oradan Konya’ya gittiler. Çarşı pazarda dolaşıp, burada da insanların birbirlerine davranışlarındaki güzel ahlâkı görüp hayran oldular. Konya’da da bir mahkemeye gittiler ve şöyle bir dava ile karşılaştılar: “Konyalı bir tüccar, İtalyan bir tüccara iki balya pamuk ipliği sipariş vermişti. O da malları gemiye teslim etmişti. Fakat gemi yolda fırtınaya yakalanıp battı. İplik sahibi parasını istedi. Konyalı malın eline geçmediğini söyleyerek parayı ödemedi. Bunun üzerine İtalyan Konya’ya gelip adamı mahkemeye verdi. Kadı, İtalyan’ın, malları Konyalıya teslim edilmek üzere gemiye yüklediğini, dolayısıyla malların Konyalının malı olduğunu, batarken de Konyalının malı olarak battığını söyledi ve parayı Konyalıdan tahsil etti. Kararı dinleyen Bizanslılar hayret içinde heyecanlanarak İtalyan’la birlikte tezahürat gösterdiler. Kadı onları sakinleştirdiyse de İtalya’nı sakinleştirmeye muvaffak olamadı. Bunun üzerine kadı iplik sahibine, “sizin ülkenizde böyle bir dava için nasıl hüküm verilirdi?” diye sordu. O da, “hiçbir yabancı için böyle bir hüküm verilemez?” dedi. Bunun üzerine kadı: “Eğer ülkenizde güneş doğar, yağmur yağar ve ot, sebze biterse siz çocuklarınıza ve hayvanlarınıza dua edin. Allah onların hürmetine sizi açlıktan öldürmüyor.” dedi. Bizanslı rahipler bu gördükleri olay karşısında bu milletin sırtını kimse yere getiremez hükmünü verdiler.

Gördüğünüz üzere medeniyetin ruhu sağlam olduğunda bedene yansımaları da bugün bize hikâye gibi geliyor. Özel yazı dizimiz devam edecek inşallah, huzurla kalın.

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa