Gerede YeniGün Gazetesi
Salih Varol yazdı…
14 Ağustos 2013 22:33
Font1 Font2 Font3 Font4
Salih Varol yazdı…

Yeni yayın hayatımıza merhaba derken…

2 yıldan beri aralıksız olarak Gerede Medyatakip Gazetesi’ndeki köşemde yazılarıma devam ettim. “Biraz dinlenmeyi bana çok görmezsiniz herhalde” şeklindeki yazımla 19 Haziran 2013 tarihinde gazetedeki yazılarıma ara verdim.

Aslını sorarsanız sayın okurlarım; bu bir dinlenme değil, bu şekilde yazılımı noktalamak üzere bir veda, bir ayrılık, daha doğrusu bir kaçış ve yazılımı sona erdirmekti.

“İki Gripin bir ter, yazılarım da burada biter” der gibiydim aslında!

Yalnız yazılarıma ara verdiğim 19 Haziran 2013 gününden itibaren siz değerli okur ve dostlarımdan gelen; “yazılarınıza ne zaman başlıyorsunuz?” şeklindeki ısrarlı talep ve sorularınız karşısında okurlarıma haksızlık mı ettim, yanlış mı ettim? Diye düşüncelere dalıp, her gün kendi kendimi suçlamak tarifsiz bir yara açtı gönlümde…

İki sene önce bir kıvılcım olarak, sizinle benim aramda başlayan sevgi, zamanla önünde durulamayan bir volkana dönüştü…

Bu güzel duygu ve mutluluk, kalplerimiz arasında zamanla bir “sevgi köprüsü” oluşturdu ki bunu yok etmek hiç mümkün değildi… Bu sevgi köprüsünün başından; “haydi benden buraya kadar, ben gidiyorum” diye geri dönmenin imkansızlığını o anda anlayamadım herhalde!..

Ve Genel Müdürümüz Sayın Serkan CANDAN beyin; “Salih Abi, Matbaa Müdürümüz İlyas KOÇ ile birlikte Gerede’mizde yeni bir gazete çıkarmayı, Gerede’de gazetecilik mesleğine yepyeni bir ufuk açmayı düşünüyor ve seni de aramızda görmek istiyoruz.”şeklindeki nazik teklifini, siz sevgili okur ve dostlarımdan kopmamak arzusu ile kabul ettim.

Böyle mi esecekti,

Son günümde bu rüzgar,

Son demimde bu rüzgar,

Bütün kuşlar vefasız,

Mevsim artık sonbahar…

Yukarıdaki şu güzel şarkımızın sözleri gibi; evet, şu son baharımda ilginiz ve sevginizle bana ilk baharları, bana yazları, bana büyük mutlulukları, bana o doyulmaz hazları yaşattınız… Hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Yeni gazetemizdeki bana ayrılan köşemde, eskiden olduğu gibi yine şanlı tarihimizden altın sayfalar, yine şirin Gerede’mizin o eski günleri, o cana can katan ve günümüzde unutulmaya yüz tutan o güzel gelenekleri, erkeği tam bir İstanbul beyefendisi, kadını tam bir Osmanlı kadını olan Gerede’mizin o eski insanlarını kalemim çalıştıkça anlatmaya çalışacağım sizlere…

Sizlere anlatmak ve yazmak istediklerimi şöyle aklımda bir sıralıyorum da bunların hepsini yazmaya ömrümün vefa etmeyeceğini de biliyorum. Ne kadarını sizlerle paylaşabilirsem, bu mutluluk yeter de artar bana…

Kendimle ve vicdanımla baş başa kaldığım anlarda kendi kendime;

Bilirim, olmayacak artık,

Şu inadı bırak!

Yatarken dinlenmek yerine,

Yazarken dinlenmeye bak!..

Dedim ve inadımdan vazgeçtim.

Sayın Okur ve dostlarım; iyi ki varsınız diyorum, yeniden buluşmak sevinciyle sizlere iyi günler ve mutluluklar diliyorum.

 

Dumanın Safiye Teyze 

Mükemmel bir Osmanlı kadınıydı; “Dumanın Safiye Teyze” gazetemizin bu ilk sayısındaki köşemde bugün “şeref misafirim” sensin Safiye Teyzeciğim.

Rahmetli Safiye Dağyıldızı, kadın düğünlerinin vazgeçilmezi, Gerede’mizin folklor ve kültür elçisiydi adeta. Düğün evine gelecek yaşlı ve genç kadınlar gardıroplarından ve gelin sandıklarından çıkardıkları, anne ve nenelerinin kendilerine miras olarak bıraktıkları, o göz nuru ve el emeği işlemeli “dal” ve yine işlemeli kadife kumaşından yapılmış “kaftan”larını giyerler, yine sokak aralarından kapalı olarak geçip düğün evine gelirlerdi. Orada giydikleri süslü kıyafetleriyle arz-ı endam eden genç kızlar ve gelinler kıyafetleriyle fark edilmenin büyük hazzını yaşarlardı. Düğün ve kına bazen evlerin büyük oda ve sofalarında (hol), bazen düğün evinin müsait olan bahçesinde, bazen de evin dış kapısında girildiğinde girişte bulunan ve avlu olarak tabir edilen büyük boşlukta yapılırdı, düğün ve kına eğlenceleri. Düğün evinde tahta döşemeler üzerine yayılmış halı ve kilimlerin üzerinde daire şeklinde yerlere tek diz yukarıda diz çökerek veya bağdaş kurarak oturmak üzere toplanılırdı.

Rahmetli Dumanın Safiye Teyze, Gerede’nin her türlü kadınlar arası eğlencelerinde def çalıp, yanık sesiyle şarkı ve türkü söyleyerek kadınları oynatan bir müstesna insanımızdı.

Düğün evinde Dumanın Safiye Teyze’nin önünde oyun oynanılabilecek bir boşluk bırakılırdı. Safiye Teyze, önce defini bir kontrol ederdi. Eğer defin derisi gergin değilse, düğün sahibinden bir mangal isterdi. Odada yanan ocak başındaki közleşmiş odunların iyi korlanmış olanlarından alınarak bir mangala konulurdu. Mangal dikdörtgen şeklinde olup, 30-40 santim uzunluğunda 4 ayaklı ve her Gerede evinde bulunması normal olan, yapımcısı ise tenekeci ve lehimci rahmetli Topal Amman Usta’nın iç dünyasının zevkini yansıtan, kenarları süslemeli, iki yanında da sapı bulunan basit bir ısınma aracıydı. Mevsim kışsa, soba ve ocakta yakılan kömürlerin kalıntısı közlerin ısısından istifade edilmesi için, alt kısmına yanmış odun külü, üzerine akkor halinde kömürler konarak odaların soğuk bölümlerine bırakılır ve etrafın ısınması sağlanırdı.

Safiye Teyze, önündeki mangalın ısısıyla definin derisini güzelce gerdirdikten sonra artık düğün eğlenceleri başladı. Safiye Teyze, oynayacak kız ve gelinleri ikişer ikişer isim ve sülale adları (Şekercilerin Gelini Fatma veya Şunların Kızı Ayşe)nı söyleyerek ortadaki boşluğa oynamak üzere kaldırırdı. Türkülerin oyun havasına yatkın olanlarını o yanık sesiyle söyler ve defi ile de tempo tutardı. Bazı genç kızlar ve gelinler pekte güzel kıvırta kıvırta oynarlarsa da yeni ergenlik çağına gelen, içine kapanık olanlar şöyle bir oynar gibi yapıp avuç içlerinde tuttukları bahşişi Dumanın Safiye Teyze’nin definin içine bırakırlardı, parayı defe bırakmak demek, artık oyundan azat edilmelerini istedikleri anlamına geliyordu. Arada; “ben oynamasını hiç bilmem” diyenlere de Safiye Teyze; “Kız çık oyna, benim kafamı bozma, hiçbir şey bilmiyorsan şöyle bir sürütme oyna otur”derdi. Sürütme; Gerede’mize has bir oyun stilidir. Ayakları yerden kesmemek şartıyla ileri-geri gidilerek oynanır.

Akşam eğlencelerinde, eğlence faslının sonuna doğru bir hanım evin erkeğinin elbiselerini giyerek, kömür karası ile bıyık yapıp, sanki erkekmiş gibi kızları oyuna kaldırırdı. Yeni yetişme kızların utanıp kıkırdayarak kaçışır gibi yapmaları seyredenlerin gülüşmelerine yol açardı. Erkek kıyafetli kadınla düğünde olan hemen hemen herkes oynatılırdı.

İşte Rahmetli Dumanın Safiye Teyze, her kadın düğününün, her kadın eğlencesinin vazgeçilmeziydi. Otoriterdi, kızlar ona karşı gelemezdi. Nasıl karşı gelmeliydi? Evlenecek her oğlan anasının, oğluna münasip bir kız bulunması için ilk olarak müracaat ettiği kişi Dumanın Safiye Teyze idi. Dürüst bir kişiliğe sahipti, iyiliği çok sever, kötülükten hiç hoşlanmazdı. Tam bir Osmanlı kadınıydı, kadınlar kendisine hiç yılışamazdı. Kalk denilen kadın kalkar oynar, bahşişini defe bırakır, yerine otururdu. Oynamaktan zevk alıp, göbek atmaya şevkle devam edenlere de kimi zaman; “Yeter gayrı gı. Biraz da öteki sefere dök kurtlarını”diyerek takılırdı. Elle yayı kurulan gramofonlarda çalınan taş plaklardan veya radyolardan dinlenen yeni çıkmış türkülerin söylemleri hemen Safiye Teyze’nin repertuarında arz-ı emdan eylerlerdi, hafızası da o kadar kuvvetliydi.

Menderes’in garsonuydu

Dumanın Safiye Teyze ile Hasbeyler Yaylası’nda evlerimiz birbirine yakındı. Safiye Teyze’nin Pakize isimli bir kızı ve İsmail isimli bir oğlu vardı. O yıllar ben biraz uçarı, biraz da yaramaz bir çocuktum. Yayla yıllarında Pakize ablanın üzerimde çok hakkı vardır, sırtından hiç inmezdim. Pakize abla, sonra o sıralar Gerede Gençlik Spor Kulübü Çay Ocağı İşletmecisi “Toriçelli Hüseyin” ağabey ile evlenip Ankara’ya yerleşti. Toriçelli Hüseyin, Ankara’da 1960 ihtilaline kadar Başbakan Rahmetli Adnan Menderes’in özel garsonluğunu yapmıştı. Hüseyin ağabey vefat etti. İyi bir insandı, mekanı cennet olsun.

Safiye Teyze’nin oğlu İsmail’de iyi bir insan olup, ahbabımdı.

Gerede Ticaret ve Sanayi Odası’nın başarılı Genel Sekreteri Sayın Şerafettin Dağyıldızı, Safiye Teyze’nin torunu ve İsmail Dağyıldızı’nın oğludur.

Safiye Teyze ile ilgili bu yazımın biraz kapsamlı ve bilgilerinin doğru olabilmesi için ölüm ve doğum tarihlerini öğrenmek üzere şehir mezarlığına gittim. Başlarında Fatiha okuyup mezar taşlarına baktım. Safiye Dağyıldızı’nın mezar taşında doğum tarihi belli değil, ölüm tarihi ise 22.05.1974 olarak yazılmıştır. Safiye Teyze, bir köy düğünü dönüşü şimdiki Orman İşletmesi’nin yanından karşı yola geçmek isterken, bir vasıtanın çarpması sonucu vefat etmiştir. Oğlu İsmail Dağyıldızı ise 11.10.1932 tarihinde doğmuş, 26.11.2001 tarihinde vefat etmiştir. Hepsinin de mekanları cennet olsun.

Geçmiş zaman olur ki; hayali cihana değer…   

 

Bir kardeşimizin haklı dileği

Bundan 2 ay önceydi. Ayakta psikoloji tedavisi gören bir kardeşimiz; “Salih abi, hastanede psikoloji doktoru yok, bir reçete için Bolu’ya gidip, masraf etmek durumunda kalıyoruz.”dedi. Geçen gün beni tekrar gördüğünde “doktor gelmedi, Bolu’ya gidiyoruz, bize de yazık”dedi.

Bu kardeşimizin haklı talebini ilgili merci ve yetkililer göz önüne alırlar diyor ve bu hususta ümitli olduğumu bildiriyorum.

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ


Yukarı Geri Ana Sayfa