Gerede YeniGün Gazetesi
Osmanlı Padişahlarında Peygamber Sevgisi

İslam tarihinin sahabe devrinden sonraki en ihtişamlı zamanı Osmanlı dönemidir. Bu dönemin belki de en önemli özelliği Osmanlı’da padişahından halkına kadar herkesin Peygamber Efendimize (S.A.V) karşı kalplerinin muhabbetle dolu olmasıdır. Peygamber Efendimizin adı her anıldığında salat-ü selam getirme ve onun muhabbetinin gönüllerde yer ettiğine işaret olarak elini kalbinin üzerine koyma adeti adeta bir hayat tarzı haline gelmiştir Türklerde…

Şeyh Edebali’nin manevi terbiyesinde yetişen, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi tebaasını İslam ahlakıyla donatarak her işinde Allah rızasını ve Peygamber şefaatini arayan bir topluluk haline getirmiştir. İ’la’yı Kelimetullah davasını üç kıtada hakim kılmak bu yüce Türk milletine nasip olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nda fethedilen yerler bütün İslam tarihi boyunca fethedilen yerlerden daha fazladır. Devletimizin en geniş sınırlara ulaştığında Dünyanın %38’i ve Dünya nüfusunun %40’ı Osmanlıya tabiydi. 28 Milyon M2’yi buluyordu, topraklarının yüzölçümü bu fetihlerin altında Kur’an-ı Kerim’e gösterdiği hürmet sebebiyle muazzam bir devletle müjdelenen Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye söylediği; “Ey oğul; bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir. Bizim davamız nizam-ı alem-İ’la’yı kelimetullah’tır.” Nasihati yatar. Orhan Gazi ise oğlu 1. Murad-ı Hüdavendigar’a; “Oğul, Kur’an-ı Kerim’in hükmünden ayrılma. Adaletle hükmet, gazileri gözet, fakirleri doyur. Dine hizmet edenlere bizzat hizmet etmeyi şeref bil. Zalimleri cezalandırmakta gecikme, en kötü adalet geç tecelli edendir. Sonunda hüküm isabetli olsa dahi geciken adalet de bir nevi zulümdür.” Demiştir. Bundan dolayıdır ki, Osmanlı gittiği yerlere hep adalet, insanlık, kültür ve medeniyet götürmüştür.

Birinci Kosova Savaşından önce idi. 1. Murad yada tarihteki meşhur adıyla Murad-ı Hüdavendigar ertesi sabah gerçekleştirilecek çarpışma öncesi dinlenmeye çekildikten sonra abdest alıp 2 rekat namaz kıldı. Yüzünü toprağa sürüp gözyaşları içinde Allah’tan kendisini şehit etmesini diledi. Ertesi gün zafer Osmanlı’nındı. Padişah ise İslam ordusunun zaferini gördükten sonra savaş meydanını gezerken yaralı Sırp Asilzadesi Miloş tarafından şehit edildi.

1. Murad’ın Kosova’da yaptığı ve Osmanlı’nın Allah ve Peygamber sevgisiyle samimi inancının bir delili olan şu aşağıdaki duası, eski kaynaklarda şiir diliyle şöyle anlatılır.

Ab-ı Ruy-i Habib-i Ekrem içün,

Kerbela’da Revan olan dem içün,

Şeb-i Firkatte ağlayan göz içün,

Reh-i aşkında sürünen yüz içün,

Ehl-i derdin dil-i hazini içün,

Cana tesir eden enine içün,

Eyle Yarabbi lütfünü hemrah,

Hıfzını eyle bize püşt-ı penah,

Ehl-i İslam’a ol muin-i nasir,

Dest-i A’dayı bizden eyle kasir,

Bakma Yarab, bizim günahımıza,

Nazar et can-ü dilden ahımıza,

Etme Yarab, mücahidini telef,

Tir-i A’daya kılma bizi hedef,

Ceşmimiz sakla gard-i marekeden,

Cünd-i İslam’ı cümle mehlekeden,

Bunca yıl Sa-yü içtihadımızı,

Gazavat içre yahşi adımızı,

Etme Yarabbi; kahrın ile tebah,

Yüzümüzü halk eyle, etme siyah

Rah-ı din içre ben feda olayım,

Siper-i asker-i hüda olayım,

Din yolunda beni şehid eyle,

Ahirette beni said eyle,

Mülk-i İslam’ı payimal etme,

Menzil-i fırka-i dalal etme,

Kerem’in çoktur, ehl-i İslam’a,

Dilerim ki erişe itmama…

1. Murad’ın 1389 tarihinde Kosova’da şehit edilmesinden sonra Osmanlı Devletinde hizmet bayrağını oğlu Yıldırım Bayezid aldı. Yıldırım lakabını savaşlarda fırtına gibi düşman üzerine yürümesinden dolayı gayri Müslimler taktı kendisine… Yıldırım Bayezid 1396 senesinde Niğbolu savaşından zaferle döndükten sonra Abbasi halifesi kendisine hediyeler göndererek Yıldırım Bayezid’e “Sultan-ı İklim-i Rum” unvanını vermişti. Osmanlılarda padişahların Sultan olarak anılması 1396 senesindeki Niğbolu zaferi ile ve Yıldırım Bayezid ile başlar. İlk defa Yıldırım Bayezid zamanında Mekke ve Medine fukaralarına düzenlenen alaylarla “Sürre” gönderildi. Bu giden askeri alaya da “Sürre Alayı” denildi. Her sene her Padişah, Sadrazam, Vezir ve Paşalar imkanları ölçüsünde bu sürre alayına yardımlarını verir, Ramazan Ayı gelmeden ve Ramazan içinde Mekke ve Medine fakirlerine ihsanda bulunulurdu.

Peygamber Efendimizin hadislerinde müjdelediği komutan olabilmek için İstanbul’u kuşatan ilk Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’dir. Oğlu Çelebi Mehmed ise Yıldırım Bayezid zamanında Mekke ve Medine’ye sürre alayı gönderme adetini resmileştirdi.

Sultan Yıldırım Bayezid’den sonra torunu 2. Murad Peygamber Efendimizin müjdesine nail ve mazhar olmak için İstanbul’u bir kez daha kuşattı. Oğlu Fatih’in doğumunda sabaha kadar uyumamış, Kur’an-ı Kerim okumuş ve doğacak çocuğun müjdesini beklemişti. Tam “Sure-i Feth”i okurken beklediği müjde geldi. “Sultanım, müjdeler olsun, bir oğlunuz oldu.”denilince Sultan 2. Murad; “Elhamdülillah, Ravza-i Murad’da bir Gül-i Muhammedi açtı.”dedi. ve oğluna Mehmed ismini koydu. Bu isimdir ki Peygamber Efendimizin ismiyle aynı manayı ifade etmekteydi. İleriki yıllarda oğlunun İstanbul’u Fethedeceği Hacı Bayram-ı Veli tarafından kendisine müjdelendiği için kendi isteği ile tahttan çekildi. Sultan 2. Murad, bıraktığı eserlerin çokluğu sebebi ile “Ebül Hayrat” lakabıyla da anılır.

Bir sene Hicaza gönderilecek sürre alayı için Sultan 2. Murad’ın parası yetmedi. Vezir-i Azam Çandarlı Halil Paşadan ödünç alıp, yine sürre alayını gönderdi.

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethederek Peygamber Efendimizin; “Konstantiniyye elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne iyi komutandır, onun askerleri de ne güzel askerlerdir.”mealindeki hadis-i şerif’inin müjdesine nail oldu. Fatih yaptırdığı medresenin girişine bir çukur açtırmış ve üzerine bir ızgara koydurtmuştur. Vasiyetinde medrese talebelerinin ayaklarının çamurundan biriken toprakla mezarının kapatılmasını istemişti. Böylece Allah rızasını kazanmayı arzu etmişti.

Fatih’in oğlu Sultan 2. Bayezid ise halk arasında dini bilgisinin çok olmasından dolayı Bayezid-i Veli olarak bilinir.

Peygamber Efendimiz için naatlar yazmış ve; “Allah yolunda tozlanan kulun tozları ile cehennem dumanı katiyyen bir araya gelmez.”hadis-i şerif’ini kendisine rehber yapmıştı. Bunun için seferlerde üzerine yapışan tozları toplatmıştı. Bu tozları vefatından sonra kabrine başının altına konulmasını vasiyet etmişti. Böylece Efendimizin şefaatine nail olmayı ümit etmişti.

Sultan 2. Bayezid, İstanbul Bayezid Meydanı’nda bulunan yere bir camii inşası için ferman buyurur. Cami inşaatı 1501 yılında başlamış ve 1505 yılında bir Cuma günü ibadete açılmıştı. Camide Cuma namazına başlanmadan önce Sultan 2. Bayezid ayağa kalkarak; “Yeni yaptırdığımız camimizde ilk namazı kıldırmak şerefi, hayatı boyunca ikindi namazının sünnetlerini terk etmeyen kişiye ait olsun. Böyle biri varsa geçsin namazı kıldırsın.”demiştir. Camide Alimler, Din büyükleri ve Şeyh-ül-islam olmak üzere hiç kimse ayağa kalkmamıştır, bunun üzerine Sultan 2. Bayezid; “Görüyorum ki, yaptırdığımız camimizde ilk Cuma namazını kıldırmak şerefi bize düşmüştür. Yüce Rab’bim’e şükürler olsun ki; bugüne kadar hazar da (barış zamanı) ve sefer’de (harp zamanı) Yüce Allah’ım bize ikindi namazının sünnetini terk ettirmemiştir.”diyerek Cuma namazını kıldırmıştır. Bu mutlu günde caminin içi tıka basa cemaatle dolu olduğu gibi, cami dışında da çok büyük bir kalabalık vardır. Cami dışında kalan insanlar, camide yer kalmadığı için camiye giremeyen Müslümanlar ve o devirde İstanbul’da yaşayan Gayri Müslimler dir. Namaz  sonrası Yusuf Sivrihisari adındaki bir din alimi insanları çok etkileyen bir vaazda bulunmuştur. Cami cemaatinin etkilendiği gibi, cami dışındaki halk da bu anlamlı ve çok manalı vaazdan ziyadesiyle etkilenmiştir. Dışarıda bulunan 3 Hıristiyan camiye girip kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuşlardır.

Yazımız haftaya devam edecek…          

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa