Gerede YeniGün Gazetesi
Gerede YeniGün Gazetesi
  • “İş bu hadde gelene kadar neredeydiniz?”
    “İş bu hadde gelene kadar neredeydiniz?̶
  • OSB’nin yeni başkanı Saraç oldu
    OSB’nin yeni başkanı Saraç oldu
  • İşte son durum!
    İşte son durum!
  • Kaldırımlar genişletiliyor, park sistemi sil baştan!
    Kaldırımlar genişletiliyor, park sistemi sil başta
  • 1 tane de şehirden görülebilecek şekilde yapılmalı
    1 tane de şehirden görülebilecek şekilde yapılmalı
  • Hiç değilse eleştirdiğimizin çeyreği kadar bir teşekkürü çok görmek ne kadar doğru?
    Hiç değilse eleştirdiğimizin çeyreği kadar bir teş
  • Arasta’da çalışmalar gün yüzüne çıkıyor
    Arasta’da çalışmalar gün yüzüne çıkıyor
  • Başkan pandemi, korona var demiyor
    Başkan pandemi, korona var demiyor
  • Ders zili miniklere çaldı
    Ders zili miniklere çaldı
  • YAZIKLAR OLSUN!
    YAZIKLAR OLSUN!
Tulumbacılar (İtfaiye Haftası Anısına)

Osmanlı döneminde Yeniçeri Ağası’na bağlı bir teşekküldü. Eskiden yangınları söndürmek için pistonlu tulumba kullanılırdı. Bu tulumbaları yangın yerine ulaştıran ve yangının söndürülmesi işin de çalışanlara da “tulumbacı” denilirdi.

Tulumbacılar Ocağı, zamanla diğer müesseselerde de teşkilatlandı. Reisleri “tulumbacı başı” idi. Yangın olmadığı zamanlar başlarına büyük bir sarık sararlardı. Omuzlarında kartal kanat dedikleri kırmızı kabut, dizden aşağısı ise çıplaktı. Tulumbacıların İstanbul’un yangınlarını söndürmek üzere muhtelif semtlerde kolluklar (şube) kurulmuştu. 1759 senesinde İstanbul’da 51 semtte tulumbacı kolluğu mevcuttu. Resmi tulumbacılardan başka her mahalle istediği takdirde kendi tulumba teşkilatını kurabiliyordu. Semtlerin uçarı delikanlıları bu işte ön ayak olurlardı. Hem spor hem de rıza-i ilahi için yapılan bu yangın söndürme gayreti bütün İstanbul’u sarmıştı. Mahallenin namusu ve şerefi addedilen tulumbacılık faaliyetine esnaftan memurlara ve zabitlere kadar herkes iştirak ederdi. Uzun don, yalın ayak, başta külah yangına koşarlardı. Mahalle tulumbacılarında reis, ikinci reis, fenerci, kökenci, borucu diye adlandırılan idareciler bulunurdu. Omuzbaş denilen neferler ise tulumbayı taşırdı.

Deniz İtfaiyesi

II. Abdulhamit Han devrinde Deniz İtfaiyesi kurulmuştu. 129 yıl önce İstanbul’da bir Deniz İtfaiyesi olduğunu bilirsek belki düne bakarak perişan halimizi daha iyi anlayabiliriz. Devir Sultan II. Abdullaziz devri. Beyoğlu’nda çıkan büyük yangın ev ve işyerlerini küle çevirmiştir. Sigorta şirketleri yanan yerlerin paralarını ödeyeyim derken iflas noktasına gelmiştir. Belediyeyi sıkıştırmaktalar, istedikleri modern bir itfaiye teşkilatının kurulmasıdır. Dahiliye Nezareti (İç İşleri Bakanlığı) Avrupa’da en modern İtfaiye Teşkilatı’nın Macaristan’da bulunduğunu, en parlak yöneticilerinden birisinin de Szechenyii adlı subay olduğunu tespit edip harekete geçip anlaşırlar. Szechenyii, Baroni adlı arkadaşıyla İstanbul’da modern itfaiyeciliğimizin kurucusu olmaya soyunur. 1874 yılında itfaiyemizi kuran Szechenyii, 1922 senesinde ölene kadar tam 48 yıl kesintisiz görevi başında kalacak, öldüğünde İstanbul’a gömülmeyi vasiyet edecektir. İstanbul’da mezarı Feriköy Latin Katelik mezarlığındadır. İtfaiye kurulmuş ama yangınların önü alınamamış. Bir şeylerin aksadığını gören Sultan II. Abdulhamit, onca işinin arasında yangınlara el koymak zorunda kalmış. Osmanlı kaynaklarında “ziçini” adıyla geçen Szechenyii ile Albay Rafet Paşa’yı huzuruna çağırmış ve aklına gelen tedbirleri şöyle dikte ettirmiştir: “her mahallede 50 m2’den az olmamak kaydıyla birer park ve havuz yapılacak. Ahşap evlerin arasına kagir yangın duvarları çekilecek. Bacalar yanmayan malzemeden yapılacak. Yangın söndürmek uzmanlık gerektiğinden itfaiyecilerin işine kimse karışmayacak. Avrupa’dan yeni makineler getirtilerek eksiklikler tamamlanacaktır. Velhasıl Sultan Abdulhamit Han, yangınla mücadelede kararlıdır ve Szechenyii’i paşa yapar, yetkilerini artırır hatta “ceyb-i hümayunu”ndan yani kendi kasasından ödemeler yaparak itfaiyeciliğimizin gelişmesi için sadece fikir değil para da verir. Böylece Macaristan’dan son sistem arabalı tulumba satın alınır. Macaristan’dan alınan 6 adet tulumbaya ilaveten Amerika’dan da 2 adet tulumba alınarak İtfaiye Teşkilatı donatılır. Bu arada “Şalon” adlı bir mucit 1887 senesinde yangınları şıp diye söndürülecek özel bir sıvının tanıtımı için Osmanlı’ya gelir. İcadı beğenilip “sanayi madalyası” ile ödüllendirilir. Bu defa “Bauer” adlı bir Viyanalı çıkar gelir. Yangınlara aman vermeyen bir sıvı geliştirmiştir. Denenir, başarılı bulununca satın alınır. Suiçi, Beyoğlu ve Üsküdar’da itfaiye şubeleri kurulur. Göründüğü gibi cennet mekan Sultan II. Abdulhamid Han, yangınlar önlensin diye var gücü ile çırpınmaktadır. Yangınların birini söndürürken, öbürü harlar. Kimi patlıcan tavasından, kimi kurum tutuşmasından… Bakar ki Szechenyii, alevler yalnız karadan söndürülemiyor o zaman denizden müdahale imkanı düşünür ve padişaha bir deniz itfaiyesi kurulmasını teklif eder. Sultan II. Abdulhamid Han, deniz itfaiyesinin kurulmasına tam destek verir. Sultan, bahriye (deniz) taburu için gerekli malzemenin Avrupa’dan getirilmesini istemiş, masraflarını da bizzat kendisi karşılamıştı. Deniz itfaiyesinde görev alacak personelin eğitimi için Hasköy’de ayrı bir kışla inşa edilmesi kararlaştırıldı. Tabur için gerekli malzeme tedarik edildi ve Bahriye İtfaiye Taburu 1877 senesinden itibaren çalışmaya başladı. 1900’lü yılların başında 5 bölük halinde örgütlenmiş olan deniz itfaiyemiz sahil hattında meydana gelenler başta olmak üzere her türlü yangına başarı ile müdahale etmişti. Sultan II. Abdulhamid Han, sık sık deniz itfaiyecilerini ödüllendirmiş hatta komutanları binbaşı Mehmet Ağa’yı başarılarından ötürü ferigliğe (korgeneralliğe) kadar yükseltmiştir. Ne yazık ki Sultan II. Abdulhamid Han’ın yaptığı her işin tersini yapmaya kalkan İttihatçılar tarafından Deniz İtfaiyesi lağvedilmiş ve bir daha kurulmamıştır.

Osmanlı’daki Tulumbacı Teşkilatı’nı anlatan bir güzel eski türkümüzle İtfaiye Teşkilatımızın haftanı kutlayalım:

Yangın olur biz yangına gideriz

Yangın olur biz yangına gideriz,

Düz ovada keklik gibi sekeriz,

Yokuşlarda şahin gibi uçarız.

***

Sandık, sandıklar içinde çok şanımız var,

Hz. Mevla’ya yalvarmamız var.

***

Beyoğlu’ndan kalktık, sandık selamet,

Galata’ya vardık, koptu kıyamet,

Hurşit Reis sandık sana emanet.

***

Sandık, sandıklar içinde çok şanımız var,

Hz. Mevla’ya yalvarmamız var.

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa